Afet Acil Durum Hizmet Alanına Dair Tespit, Görüş ve Önerilerimiz

AFET ACİL DURUM HİZMET ALANINA DAİR TESPİT, GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİMİZ:

YAPI YOL-SEN olarak; üyelerimizin ve iş kolumuzdaki tüm emekçilerin çalışma hayatına dair ekonomik, özlük ve demokratik haklarını savunmayı birincil görev sayarken, kendimizi salt “ücret sendikacılığı” ile sınırlandırmayı da doğru bulmuyoruz. Özellikle hizmet ürettiğimiz kurumların yönetsel işleyişi kadar, üretilen hizmetlerin kamusal niteliği, ulaşılabilirliği ve toplumsal etkileri gibi konular da bizleri yakından ilgilendiriyor. Bu konulara dair bilgi, fikir ve öneri üretmeyi; bu önerileri de kamuoyu ile paylaşmayı, toplumsal sorumluluğumuzun bir gereği olarak görüyoruz.

Bu bağlamda;

AFETLERİN YIKICI ETKİLERİNE KARŞI MÜCADELEDE,

KATILIMCI BİR YÖNETİM ANLAYIŞI İLE HAREKET EDİLMELİDİR:

Sendikamızın örgütlü olduğu kurumlardan biri olan AFAD’ın, #2021AfetEğitimiYılı kapsamında, işçi ve memur sendikaları / konfederasyonları ile afet risklerini azaltma, afet bilinci ve farkındalığı konularında işbirliği protokolleri imzalamasını, anlamlı buluyor ve destekliyoruz. Elbette ki ülkemizde afet risklerini azaltma, toplum afet bilinci ve farkındalık konusunda, tüm toplum kesimlerinin işbirliği ve katılımına mutlak suretle ihtiyaç var. Bu konuda herkesin, her düzeyde çaba, katkı ve katılımı önemlidir. İllerde çalışmaları yürütülen TAMP ve özellikle IRAP çalışmalarına toplumun her kesimi gibi emekçilerin temsilcileri de hiçbir ayrımcılık ve dışlama olmaksızın davet edilmeli, katılımcı bir yönetim anlayışı ile görüş ve önerileri alınmalıdır. Zaten Birleşmiş Milletler Uluslararası Afet Risklerini Azaltma Örgütünün (UNISDR), HYOGO ve SENDAİ konferanslarında alınan kararlar ve dünya kamuoyuna deklare edilen bildirgeler, tüm toplum kesimlerinin aktif ve ayrımsız katılımının sağlanması yönündedir. 

AFETLERE DİRENÇLİ YAPILAR VE KENTLER HEDEFİ:

Afet bilinci ve farkındalığı konusundaki en önemli hususlar hiç şüphesiz ki ‘Sağlıklı ve Planlı Kentleşme, Afetlere Dirençli Yapılaşma, Sürdürülebilir Ekoloji ve Çevre, Katılımcı Demokratik Yönetim, Farkında ve Bilinçli Toplum” gerçeğidir. Ki bu gerçeklik, aynı zamanda afet risklerinin azaltılması ile birlikte, muhtemel doğa olaylarının yıkıcı afetlere dönüşmesini ve canların enkaz altında kalmasını da önleyecek,  böylece ”sarılacak yaraları da” azaltacaktır.

Ülkemiz tarihinde 1939 Erzincan Depremi gibi çok önemli bir yeri olan 1999 Marmara Depreminde yaşanan derin ve büyük acılardan alınacak dersler aşığında, esasen büyük bir dönüşüm beklenirdi. Oysa ülkemizde afetlere dirençli yapılar, afetlere dirençli yapılaşma ve afetlere dirençli toplum konusunda henüz arzu edilen noktada olamadığımız bir gerçektir. Ancak 2001 yılında bir çok ilde Arama Kurtarma Birliklerinin kurulması, 2009 yılında AFAD’ın kurulması, ardından BM’nin HYOGO ve SENDAİ konferanslarına katılımlar, bütünleşik afet yönetim sistemine geçiş, Müdahale Hizmetleri Yönetmeliği gibi önemli mevzuatsal çalışmalar sonrasında TAMP ve IRAP gibi plan ve projelerin (bazı eksiklerine rağmen) hayata geçilmesi, bu konuda önemli gelişmeler olmuştur. Ancak Afetlere Dirençli Yapılar ve Kentler bağlamında, aradan geçen onca zamana rağmen ne yazık ki arzu edilen noktada olunamadığı, 2011 Van, 24 Ocak 2020 Elazığ ve nihayet 30 Ekim 2020 İzmir Depremlerinde bir kez daha görülmüştür.

    AFETLERE DİRENÇLİ KENTLER HEDEFİ İÇİN JAPONYA VE ŞİLİ MODELİ ÖRNEK ALINMALIDIR

Japonya’nın Miyagi Eyaletinde (20 Mart 2021 tarihinde) meydana gelen 7.2 Büyüklüğündeki depremde  ölen olmazken, ülkemizde 6.6 Büyüklüğündeki depremlerde yüzden fazla insan ölüyor. Japonya’nın 1995 yılında yaşadığı KOBE (Büyük Hanşin Depremi) sonrasında yapılaşmadan, kent planlamasına, toplumsal bilinç ve farkındalığı kadar tepeden tırnağa yenilerek çıkmış olması, bugün afetlere karşı dirençlilikte dünyaya örnek ülke olmasındaki başarı, elbette ki tesadüf değildir.

Yine dünya tarihinin bilinen en büyük depremlerini yaşamış Şili’nin (1960 yılında 9.5 büyüklüğünde ve 10 dakikadan fazla süren Büyük Valdivia Depremi) deneyimleri önemsenmelidir. Japonya ve Şili gibi ülkelerin böylesine büyük yıkımlar sonrasında yeniden ayağa kalkış ve afetlere karşı kazandıkları bu dirençlilik, kentsel dönüşüm ve yapısal yenileştirme plan, proje ve politikaları örnek alınarak, kamu yararı ilkesi ile hareket edilmelidir.

Şayet gerçekten afetlere dirençli yapılar ve kentler hedefleniyorsa, bu dönüşümün yapısal ve altyapısal maliyeti, gelir düzeyi düşük emekçiler açısından, kamu yönetimi (merkezi ve yerel yönetimler) bütçesinden karşılanmalıdır. Bu önerme, aynı zamanda Sosyal Devletin ve anayasal bir hak olan, ‘barınma hakkının’ da bir gereğidir.

YIKINTI BİNALARDA ORTAYA ÇIKAN KANSEROJEN MADDE (ASBES) TEHLİKESİNE KARŞI GEREKLİ ÖNLEMLER ALINMALIDIR

İzmir’de 118 yurttaşın yaşamını yitirdiği 30 Ekim 2020 depreminde yapılan arama kurtarma çalışmaları gibi, deprem sonrası 680 ağır ve 800 orta hasarlı binada süren yıkım çalışmalarında da ortaya çıkan asbest nedeniyle, enkaz alanlarında çalışanlar ve çevrede yaşayanlar kanser riskiyle karşı karşıya kalmışlardır. Yıkılan binalarda geçmişte kullanılan inşaat malzemelerinin, kanserojen etkisi nedeniyle Türkiye’de 2010 yılında üretimi ve kullanılması yasaklanan asbest mineralini barındırdığını belirten uzmanlar, yüz binlerce kişinin tehlike altında olduğunu vurguladılar.

Bu gerçek göz ardı edilmeyerek, konuya dair gerekli bilimsel araştırmalar, test ve tahliller yapılarak, özellikle arama kurtarma emekçilerini bu ölümcül tehlikeye karşı koruyucu önlemler, sorumlu kurum olarak  AFAD Başkanlığı tarafından alınmalıdır.

62 YILLIK AFET MEVZUATI (7269 VE 7126)

ÇAĞIN GEREKLERİNE, GÜNÜN EKONOMİK, SOSYAL VE HUKUKİ İHTİYAÇLARINA GÖRE YENİLENMELİ VE GÜNCELLENMELİDİR

1958 – 1959 Yılarında çıkarılarak yürürlüğe giren ve kamuoyunda “AFET KANUNU” olarak da bilinen 7269 sayılı Kanun, günümüzde artık ihtiyaca cevap veremediği, birçok hukuksal boşluğa ve belirsizliğe sebep olduğu, böylece afetzedeler için “ikincil bir afete dönüştüğü” önce Elazığ, ardından da İzmir Depreminde bir kez daha yaşanarak görüldü. İzmirli Depremzedelerin 30 Ekim 2020 tarihinden beri çözülemeyen sorunları, her gün tüm iletişim araçları ve sosyal medyadan feryatlarını duyurma uğraşları da bu durumun apaçık bir göstergesidir. Dilinin ve tanımlarının çok eski olması nedeniyle de afet mağdurları tarafından yeterince anlaşılamamaktadır.

1959 yılında çıkarılan 7269 sayılı Kanun, sınırlı sayıda afet türleri ve tazmin şekli ile belki kendi dönemi için yeterliydi. Ancak günümüzde etkileri iyice artan ve küresel ısınmaya bağlı olarak artacak meteorolojik kaynaklı (kuraklık, çölleşme, aşırı yağışlar, seller, hortum, tayfun ve iklim değişikliği v.b gibi) afetler, yine teknolojik ve insan kaynaklı afet türlerinin pek çoğunu de kapsamıyor. Ayrıca kanunda zararı tazmin edilecekler arasında ev, ahır, samanlık ve fırın açıkça yazılmış olup, bugünün kent yaşamında iş ve sektör çeşitliği karşısında etkisiz kalmakta olduğu son yıllardaki depremler de iyice ortaya çıkmıştır. Bu ve benzeri nedenlerden dolayı, 7269 sayılı “Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirler ile Yapılacak Yardımlara Dair Kanun” çağın gereklerine, günümüzün sosyal, ekonomik ve teknolojik gelişmelerine göre ve kamu yararı ilkesine istinaden TBMM’de gündeme alınarak yeniden güncellenmelidir.  7269 Sayılı Kanun ile birlikte bu Kanuna dayanılarak kurulan DASK’ın da yapısı ve kapsamı güncellenmeli,  afetlerde yıkılan–hasar gören binalar ve zarar gören taşıt, eşya ve malların bugünkü reel değeri üzerinden kıymetlendirilmesi ile mağdurların gerçek mağduriyetler giderilmelidir.

AFET ACİL DURUM HİZMETLERİNİN EVRENSEL ETİK İLKELERİ

Afet acil durumlarda yürütülen müdahale çalışmaları kapsamında, arama kurtarma hizmetleri başta olmak üzere, afet sonrasındaki ilk yardım, acil iaşe, acil barınma, psiko-sosyal ve insani yardım v.b gibi hizmetlerinin sunumunda evrensel etik ilkeleri dikkate alınmalıdır. Bu hizmetlerin sunumunda görev yapan/yapacaklara yönelik (personel, gönüllüler ve STK’ları da kapayacak) bir AFET ETİĞİ klavuzu hazırlanarak, bu yönde eğitimler verilmelidir. Afet Etiği kapsamında gerek personel, gerek gönüllüler, gerek STK’lar ve gerekse afetzedeler olmak üzere, hiçbir kimseye karşı din, mezhep, tarikat, cemaat, etnik köken, bölge, siyasi ve felsefi görüş gibi ayrımcı veya kayırmacı davranış ve uygulamalar yapılmamalıdır. Aranacak-kurtarılacak ve yardım edilecek insanların-canların aidiyetine göre muamele yapılmamalı, evrensellik ve eşitlik ilkesi baz alınmalıdır.

Doğa olaylarının afetlere dönüşmemesi ile bugüne kadar yaşanan yıkım ve acıların bir daha yaşanmaması için, tüm toplum kesimleri gibi biz de kendi sorumluluğumuzun bilinci ile yukarıdaki tespit ve önerileri Türkiye kamuoyunun bilgisine sunuyoruz. Slogan olarak dile getirilen “afetlere dirençli yapılar, afetlere dirençli kentler ve afetlere dirençli toplum” hedefine katkı sağlayacağına inandığımız tüm bu tespit, talep ve önerilerimizin dikkate alınmasını diliyoruz.

Kamuoyuna saygı ile sunulur.