Yazdır
PDF

6.OLAĞAN GENEL KURUL FAALİYET RAPORU

www.yapiyolsen.org tarafından yazıldı. on .

YAPI – YOL SEN  

 

 

 

 

 

 

 

                          PSI                                   

 

 

 

 

 

(11.05.2014-30.04.2017)

 

 

6. OLAĞAN GENEL KURULU

13-14 MAYIS 2017

 

 

 

 

 

 

 İÇİNDEKİLER

 

  1- GÜNDEM

 

  2- ÖNSÖZ

  3- MERKEZ ZORUNLU ORGANLARIN LİSTESİ

  4- ŞUBELERİMİZİN ZORUNLU ORGANLARIN LİSTESİ

  5- GENEL DEĞERLENDİRME

     (AKP iktidarının 15 yıllık dönemi, OHAL-KHK’lar, İhraçların Toplumsal Cinsiyet boyutu, İş Güvencesinin dönü-bugünü ve Savaş Bütçesi)

 

  6- SİYASAL VE SENDİKAL SÜREÇ

  7- İŞKOLUMUZ VE SORUNLAR

      a) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı

      b) İlbank A.Ş.

      c) Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü

      d) TCK Genel Müdürlüğü

      e) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı

 

  9- EYLEMLERDEN BAZILARI

10- MYK ÜYELERİNİN İL VE ÖRGÜTLENME GEZİLERİNDEN TESPİTLER

11- KADIN SEKRETERLİĞİ 2014-2017

12- EĞİTİM FAALİYETLERİ    

13- ÖRGÜTLENME VE ÜYE TABLOLARI 

14- MALİ ÇALIŞMA VE TABLOLARI

15- MERKEZ DENETLEME VE DİSİPLİN KURULU RAPORU   

16- GENEL MECLİS TOPLANTILARINA SUNULAN YAZILAR VE KARARLAR

17- KESK GENEL MECLİS TOPLANTILARINA SUNULAN YAZILAR

18- KURUMLARA YAZILAN YAZILARDAN BAZILARI 

19- BASINA VE KAMUOYUNA AÇIKLAMALAR  

20- AÇILAN DAVALAR 

 

 

 

 

 

 

GÜNDEM:

 

1-      YOKLAMA  

2-       AÇILIŞ

3-      DİVAN KURULU’NUN OLUŞTURULMASI

4-      SAYGI DURUŞU

5-      GENEL BAŞKANIN KONUŞMASI

6-      KONUKLARIN KONUŞMASI

7-      GEREKLİ KOMİSYONLARIN OLUŞTURULMASI

8-      YÖNETİM KURULU FAALİYET RAPORU, MALİ RAPOR, DENETLEME VE DİSİPLİN KURULU RAPORLARININ OKUNMASI GÖRÜŞÜLMESİ VE AKLANMASI.

9-      TAHMİNİ BÜTÇENİN GÖRÜŞÜLMESİ VE KARARA BAĞLANMASI

10-  KOMİSYONLARCA OLUŞTURULAN ÖNERGELERİN KARARA BAĞLANMASI

11-  ZORUNLU ORGANLARA VE ÜST KURUL DELEGELİĞİNE BAŞVURU

12-  DİLEK VE ÖNERİLER.

13-  ZORUNLU ORGANLARIN VE ÜST KURUL DELEGELERİNİN SEÇİMİ.

14-  KAPANIŞ.

 

 

 

 

 

 

 

 

ÖNSÖZ:

Sendikal hareket, tarihinin en ağır saldırısıyla karşı karşıya olduğu bu süreçte, Siyasi İktidarın ve onun uzantısı olan çevrelerin tüm baskılarına rağmen, Sendikalarımızın örgütlü mücadelesi devam etmektedir. KESK bütünselliği olarak, sendikal hak ve özgürlükler mücadelesinde, önemli birikim ve deneyimleri bünyesinde taşıyan, hem uluslararası sözleşmelerin güvence altına aldığı evrensel haklar, hem de kamu emekçilerinin haklı talepleri ve mücadelesi, sendikal haklarımızın tanınmasında etkili olan bir geleneğin bireyleri olarak, bugün Sendikamızın 6. Olağan Genel Kurulunda sizlerle yeniden bir araya gelmekten gurur duyuyoruz.

Türkiye’nin tarihi boyunca geçirdiği en kritik sürecin yaşandığı OHAL ve KHK’ların uygulandığı bu dönemde, KESK ve bileşenleri de ülkenin siyasal ve toplumsal kesimlerden bağımsız olmayacak şekilde payını almış bulunmaktadır. Yenidünya düzeni ile birlikte, neo-liberal politikalar sonucu, emeği ve emekçileri tanımayan saldırı yasalarıla Özelleştirme, Taşeronlaştırma ve Piyasadan Hizmet alımı yöntemiyle kazanılmış birçok haklarımızın gasp edildiği bir dönemi yaşiyoruz. Siyasi İktidar tarafından yıllardır uygulanan kamunun yeniden yapılandırılması politikaları ile emekçilerin kazanılmış haklarını birer birer gasp etmeye devam etmekte.

Siyasi iktidar, toplumun farklı kesimlerinin giderek artan ve acil çözüm bekleyen sorunlarını geri plana iterken, özel yaşama müdahale girişimleri üzerinden her fırsatta toplumu tekçi ve mezhepçi bir yapıyabüründürmeye çalışmaktadır. İktidarın her türlü olumsuzluklarına rağmen düzenin gücünü arkasına alan AKP hükümeti OHAL ve KHK’lerle toplumun her kesimine baskı uygulayarak, haksız ve hukuksuz bir şekilde emekçileri işinden atarak, işçilere, kamu emekçilerine, akademisyenlere, gazetecilere, Kürtlere, Alevilere, Kadınlara ve Gençlere karşı başlattığı saldırıların ardı arkası kesilmeyen bir dönemi hep birlikte yaşıyoruz.    

             İktidarın emek düşmanı politikaları kesintisiz sürerken, 20 Temmuz 2016 tarihinde OHAL’in ilan edilmesinin ardından işçiler ve emekçiler yeni saldırılarla karşı karşıya kaldı. Yayımlanan Kanun Hükmünde kararnamelerle yüzbinlerce kamu emekçisi işinden (ihraç) edildi. Zorunlu BES, Varlık Fonu, patronlara İşsizlik Fonu’ndan yeni teşvikler verilmesi gibi düzenlemelerle işçi ve emekçilerin hakları daha da geriletildi. Öte yandan OHAL sürecinde 8 ayda iş cinayetleri yüzde 14 arttı, yaklaşık 1180 işçi hayatını kaybetti.

Bu güne kadar sadece kendisi gibi düşünenler için demokrasi ve özgürlük talep eden, kendisine muhalif olan her kesimi susturmak için her türlü hukuksuzluğu dayatan, demokratik taleplere karşı aşırı şiddet uygulayarak bastırmaya çalışan siyasi iktidarın kendine demokrat olduğu gerçek yüzü toplumun geniş kesimleri tarafından görülmüştür.   

Ulusal düzeyde ve uluslararası düzeyde yaşanan sorunlar gün geçtikçe ağırlaşmaktadır. Bilincimizin ve ruhumuzun en derin kuyularına attığımız “insanca yaşanır” dediğimiz dünya özlemi için verilen mücadele yetersiz. Emek, Barış ve Özgürlük talebiyle, halkların çevre bilinci ve duyarlılığını arttırmalıyız. Ülkemizde ÇEVRE sorunu en önemli gündemlerden biridir. Havamız, suyumuz ve topraklarımız her geçen gün daha fazla yerli ve yabancı tekeller tarafından kirletilmektedir. Akarsularımızın üzerine HES’ler yapılmakta, yeraltı kaynaklarımız birer birer sermayeye peşkeş çekiliyor, Kentsel dönüşüm adı altında; yeşil alanlar, sit alanları vb. kültürel alanlar gün geçtikçe yok ediliyor. Uygulanan bu ranta dönük politikalar sonucunda, ekolojik dengeler de birer birer bozulmaktadır. Ne yazık ki, Siyasi İktidar yıllardır yerel yönetimleriyle birlikte uyguladığı ranta dönük (beton yığını) planlarını 2017 yılı başından itibaren yanlış yaptığını fark ederek eleştirmeye başlamıştır.

Toplumsal muhalefetin her kesimine yönelik artan baskı, şiddet, yıldırma ve ötekileşme uygulamaları diktatörce devam ediyor. Bilindiği üzere, hep birlikte yaşadığımız Ankara Gar önü katliamının hesabı sorulmadığı için yurt genelinde ardı ardına 18 kez bombalar patlamış, katliamlar yaşanmıştır. Ayrıca, Sendikalarımızın üyeleri ve yöneticilerine yönelik baskı, soruşturma, sürgün, yüksek disiplin, işten atmalar ve tutuklamalar artmış, Haklı mücadelemizi sindirmeye, geriletmeye yönelik hukuksuz uygulamalar daha da artmıştır. 

Tüm bunlara rağmen, yaptığımız şu günde, daha örgütlü, daha güçlü bir sendikal mücadelenin hayata geçirilmesi için hepimizin üzerine düşen görevleri yerine getirmesi gerektiği, Genel Kurullar önemli bir organ olduğu bilinmekle birlikte 6. Olağan Genel Kurulumuzun yeni bir perspektifle dünden bu güne uzanan mücadele geleneğimiz ve onurlu duruşumuzla,  sorunlara ve engellere karşı çözümler üretmeye çalışan bir genel kurul olmasını diliyor ve saygılarımızı sunuyoruz.  

 

 YAPI-YOL SEN

MERKEZ YÜRÜTME KURULU

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MERKEZ ZORUNLU ORGANLARIN LİSTESİ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MERKEZ YÜRÜTME KURULU

 

GENEL BAŞKAN

HAYDAR ARSLAN

GENEL SEKRETER

NİHAT BAYRAM

GENEL ÖRGÜTLENME SEKRETERİ

NİZAMETTİN ORHAN

GENEL MALİ SEKRETER

FÜSÜN YAŞAYAN

GENEL EĞİTİM, AR-GE, BAS.YAY.SEK.

KAMBER ELMAS

GENEL TOPLU SÖZ. VE HUKUK SEK.

ADİL TAŞDOĞAN

GENEL KADIN SEKRETERİ

 HAVA AVCI

 

MERKEZ DENETLEME KURULU

 

BAŞKAN

AHMET ÇELİK

YAZMAN

BAYRAM ÇAĞATAY

ÜYE

GELAVUJ AKKOÇ

 

MERKEZ DİSİPLİN KURULU

 

BAŞKAN

SUAT HAYRİ KOÇER

YAZMAN

MEHMET TUNA

ÜYE

AZİZE KARATAŞ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

5. OLAĞAN GENEL KURUL SONRASI

ŞUBE YÜRÜTME KURULLARI  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ANKARA ŞUBE

ŞUBE BAŞKANI

HASAN KOYUNCU

ŞUBE SEKRETERİ

MEHMET ALPER KAYA

ŞUBE ÖRGÜTLENME SEKRETERİ

HASAN AKBABATUNGUZ

ŞUBE MALİ SEKRETERİ

MUSTAFA KESKİN

ŞUBE EĞİ. VE BAS.YAY.SEKRETERİ

MEHMET ALGÜL

ŞUBE TOPLU SÖZ.HUK.SEKRETERİ

CİHAN ÖZDEMİR

ŞUBE KADIN SEKRETERİ

ANTALYA ŞUBE

ŞUBE BAŞKANI

BAYRAM BARAN

ŞUBE SEKRETERİ

YILDIRIM KURUKAYA

ŞUBE ÖRGÜTLENME SEKRETERİ

HASAN BEYAZIT

ŞUBE MALİ SEKRETERİ

OKTAY HEZER

ŞUBE EĞİTİM VE BAS.YAY.SEKRETERİ

RAMAZAN YENER

ŞUBE TOPLU SÖZ.HUK.SEKRETERİ

DEVRİM ÜNLÜ

ŞUBE KADIN SEKRETERİ

GONCA YILDIRIM

BURSA ŞUBE

ŞUBE BAŞKANI

OKAN OKUMUŞ

ŞUBE SEKRETERİ

SELİM BAYŞU

ŞUBE ÖRGÜTLENME SEKRETERİ

ENGİN DUMAN

ŞUBE MALİ SEKRETERİ

NEVZAT YANMAZ

ŞUBE EĞİTİM VE BAS.YAY.SEKRETERİ

ÖZLEM TÜRKER

ŞUBE TOPLU SÖZ.HUK.SEKRETERİ

ŞENEL PEHLİVAN

ŞUBE KADIN SEKRETERİ

ARMAĞAN ÇALIK

DİYARBAKIR ŞUBE

ŞUBE BAŞKANI

SEYFETTİN POLAT

ŞUBE SEKRETERİ

SİRAÇ ÇELİK

ŞUBE ÖRGÜTLENME SEKRETERİ

ÇİYA GÜLEN

ŞUBE MALİ SEKRETERİ

LOKMAN DURMAZ

ŞUBE EĞİTİM VE BAS.YAY.SEKRETERİ

MAHSUN ALMAST

ŞUBE TOPLU SÖZ.HUK.SEKRETERİ

SİNAN CEM BENLİ

ŞUBE KADIN SEKRETERİ

SEMRA ARSLAN

 

ELAZIĞ ŞUBE

ŞUBE BAŞKANI

KENAN KORKMAZ

ŞUBE SEKRETERİ

MUSTAFA PERÇİN

ŞUBE ÖRGÜTLENME SEKRETERİ

METİN BİÇİCİ

ŞUBE MALİ SEKRETERİ

BÜNYAMİN ÜNLÜ

ŞUBE EĞİTİM VE BAS.YAY.SEKRETERİ

EVRİM AY

ŞUBE TOPLU SÖZ.HUK.SEKRETERİ

METİN KILIÇ

ŞUBE KADIN SEKRETERİ

NEJLA KIT

 

İSTANBUL ŞUBE

ŞUBE BAŞKANI

KAAN DİNÇ

ŞUBE SEKRETERİ

ALATTİN KILIÇ

ŞUBE ÖRGÜTLENME SEKRETERİ

HAKKI KİRSİZ

ŞUBE MALİ SEKRETERİ

EMEL ALTUNKAYA

ŞUBE EĞİTİM VE BAS.YAY.SEKRETERİ

LEVENT LÖĞÜN

ŞUBE TOPLU SÖZ.HUK.SEKRETERİ

MERSİYE ÖZTÜRK

ŞUBE KADIN SEKRETERİ

ÖZLEM GÜL

 

İZMİR ŞUBE

 

ŞUBE BAŞKANI

ERDOĞAN POLAT

ŞUBE SEKRETERİ

BÜLENT AKDAĞ

ŞUBE ÖRGÜTLENME SEKRETERİ

ENGİN YÜCELEN

ŞUBE MALİ SEKRETERİ

METİN CESUR

ŞUBE EĞİTİM VE BAS.YAY.SEKRETERİ

BERNA GÜL ÇETİN

ŞUBE TOPLU SÖZ.HUK.SEKRETERİ

ASLAN ÇALIŞKAN

ŞUBE KADIN SEKRETERİ

NEŞE KAYA

KONYA ŞUBE

ŞUBE BAŞKANI

HALİS BALCI

ŞUBE SEKRETERİ

ERCAN ŞENYURT

ŞUBE ÖRGÜTLENME SEKRETERİ

SÜLEYMAN DEMİR

ŞUBE MALİ SEKRETERİ

AHMET YAMAN

ŞUBE EĞİTİM VE BAS.YAY.SEKRETERİ

İBRAHİM ALTIN

ŞUBE TOPLU SÖZ.HUK.SEKRETERİ

SÜLEYMAN COŞKUN

ŞUBE KADIN SEKRETERİ

NECDET KASAY

KOCAELİ ŞUBE

ŞUBE BAŞKANI

ETEM KARTAL

ŞUBE SEKRETERİ

ALİ KARAMAN

ŞUBE ÖRGÜTLENME SEKRETERİ

ADNAN YENİCE

ŞUBE MALİ SEKRETERİ

İLKAY KAYA

ŞUBE EĞİTİM VE BAS.YAY.SEKRETERİ

ALİ KAYA ÜLKER

ŞUBE TOPLU SÖZ.HUK.SEKRETERİ

NURAN GÜNEŞ

ŞUBE KADIN SEKRETERİ

DEMET BUĞA

MERSİN ŞUBE

ŞUBE BAŞKANI

SELAHATTİN AKSOY

ŞUBE SEKRETERİ

R.REMZİ USLAN

ŞUBE ÖRGÜTLENME SEKRETERİ

LEYLA ELÇİK

ŞUBE MALİ SEKRETERİ

BEHÇET AKYÜZ

ŞUBE EĞİTİM VE BAS.YAY.SEKRETERİ

MEDET YALÇIN

ŞUBE TOPLU SÖZ.HUK.SEKRETERİ

METİN ÇOLAK

ŞUBE KADIN SEKRETERİ

BURHAN ALBAYRAK

 

 

SAMSUN ŞUBE

ŞUBE BAŞKANI

UĞURCAN ALBAK

ŞUBE SEKRETERİ

ADEM KOCAOĞLU

ŞUBE ÖRGÜTLENME SEKRETERİ

YÜKSEL BAYRAM

ŞUBE MALİ SEKRETERİ

YAKUP BATUR

ŞUBE EĞİTİM VE BAS.YAY.SEKRETERİ

HAKAN KALKAN

ŞUBE TOPLU SÖZ.HUK.SEKRETERİ

ÜNAL SAAT

ŞUBE KADIN SEKRETERİ

GÜLÜMSER ÖZDOĞAN

 

VAN ŞUBE

ŞUBE BAŞKANI

İBRAHİM ÇELİK

ŞUBE SEKRETERİ

ÇİĞDEM ASLAN

ŞUBE ÖRGÜTLENME SEKRETERİ

ADNAN TOPÇU

ŞUBE MALİ SEKRETERİ

AHMET İŞÖZÜ

ŞUBE EĞİTİM VE BAS.YAY.SEKRETERİ

AHMET ÖZDEMİR

ŞUBE TOPLU SÖZ.HUK.SEKRETERİ

ŞEMSETTİN BAKIR

ŞUBE KADIN SEKRETERİ

DİLEK KARTAL BEDİR.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

6. OLAĞAN GENEL KURUL SONRASI

ŞUBE YÜRÜTME KURULLARI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ANKARA ŞUBE

ŞUBE BAŞKANI

HASAN AKBABATUNGUZ

ŞUBE SEKRETERİ

ŞAKİR ÇELİK

ŞUBE ÖRGÜTLENME SEKRETERİ

BARIŞ ULUSMAN

ŞUBE MALİ SEKRETERİ

MUSTAFA KESKİN

ŞUBE EĞİTİM VE BAS.YAY.SEKRETERİ

MEHMET ALGÜL

ŞUBE TOPLU SÖZ.HUK.SEKRETERİ

MEHMET ALPER KAYA

ŞUBE KADIN SEKRETERİ

RUKEN TOKLUCU

ANTALYA ŞUBE

ŞUBE BAŞKANI

BAYRAM BARAN

ŞUBE SEKRETERİ

YILDIRIM KURUKAYA

ŞUBE ÖRGÜTLENME SEKRETERİ

HASAN BEYAZIT

ŞUBE MALİ SEKRETERİ

OKTAY HEZER

ŞUBE EĞİTİM VE BAS.YAY.SEKRETERİ

EMİN TİKER

ŞUBE TOPLU SÖZ.HUK.SEKRETERİ

DEVRİM ÜNLÜ

ŞUBE KADIN SEKRETERİ

MURAT AYANOĞLU

BURSA ŞUBE

ŞUBE BAŞKANI

OKAN OKUMUŞ

ŞUBE SEKRETERİ

SELİM BAYŞU

ŞUBE ÖRGÜTLENME SEKRETERİ

TAMER GÜZELKAYA

ŞUBE MALİ SEKRETERİ

NEVZAT YANMAZ

ŞUBE EĞİTİM VE BAS.YAY.SEKRETERİ

ARMAĞAN ÇALIK

ŞUBE TOPLU SÖZ.HUK.SEKRETERİ

ENGİN DUMAN

ŞUBE KADIN SEKRETERİ

NİMET ÇANAK

DİYARBAKIR ŞUBE

ŞUBE BAŞKANI

SİRAÇ ÇELİK

ŞUBE SEKRETERİ

ÇİYA GÜLEN

ŞUBE ÖRGÜTLENME SEKRETERİ

MAHSUN ALMAST

ŞUBE MALİ SEKRETERİ

LOKMAN DURMAZ

ŞUBE EĞİTİM VE BAS.YAY.SEKRETERİ

RAMAZAN ALTIN

ŞUBE TOPLU SÖZ.HUK.SEKRETERİ

ESAT YILDIZ

ŞUBE KADIN SEKRETERİ

HAVA ŞIK

 

ELAZIĞ ŞUBE

ŞUBE BAŞKANI

KENAN KORKMAZ

ŞUBE SEKRETERİ

MUSTAFA PERÇİN

ŞUBE ÖRGÜTLENME SEKRETERİ

METİN BİÇİCİ

ŞUBE MALİ SEKRETERİ

BÜNYAMİN ÜNLÜ

ŞUBE EĞİTİM VE BAS.YAY.SEKRETERİ

ERDİNÇ SUROĞLU

ŞUBE TOPLU SÖZ.HUK.SEKRETERİ

METİN KILIÇ

ŞUBE KADIN SEKRETERİ

EVRİM AY

İSTANBUL ŞUBE

ŞUBE BAŞKANI

KAAN DİNÇ

ŞUBE SEKRETERİ

İSMAİL YILMAZ

ŞUBE ÖRGÜTLENME SEKRETERİ

CEYHUN ERSÖZ

ŞUBE MALİ SEKRETERİ

EMEL ALTUNKAYA

ŞUBE EĞİTİM VE BAS.YAY.SEKRETERİ

HAKKI KİRSİZ

ŞUBE TOPLU SÖZ.HUK.SEKRETERİ

MAŞUK ÖZTEKİN

ŞUBE KADIN SEKRETERİ

HİLAL YAMAN

İZMİR ŞUBE

 

ŞUBE BAŞKANI

REŞAT TAŞ

ŞUBE SEKRETERİ

NEŞE KAYA

ŞUBE ÖRGÜTLENME SEKRETERİ

HAMDİ GÜVEN

ŞUBE MALİ SEKRETERİ

METİN CESUR

ŞUBE EĞİTİM VE BAS.YAY.SEKRETERİ

SÜLEYMAN KAYHAN

ŞUBE TOPLU SÖZ.HUK.SEKRETERİ

İRFAN TÜRKER

ŞUBE KADIN SEKRETERİ

MEDET SELVİ

KONYA ŞUBE

ŞUBE BAŞKANI

HALİS BALCI

ŞUBE SEKRETERİ

ŞERAFETTİN DİREK

ŞUBE ÖRGÜTLENME SEKRETERİ

FİKRET KUŞ

ŞUBE MALİ SEKRETERİ

RIZA TAŞ

ŞUBE EĞİTİM VE BAS.YAY.SEKRETERİ

TAMER UÇAK

ŞUBE TOPLU SÖZ.HUK.SEKRETERİ

HÜSEYİN HALUK TOKSAN

ŞUBE KADIN SEKRETERİ

EDİZ KÖROĞLU

 

 

 

KOCAELİ ŞUBE

ŞUBE BAŞKANI

ETEM KARTAL

ŞUBE SEKRETERİ

ALİ KARAMAN

ŞUBE ÖRGÜTLENME SEKRETERİ

GÜVEN AKIN

ŞUBE MALİ SEKRETERİ

ADNAN YENİCE

ŞUBE EĞİTİM VE BAS.YAY.SEKRETERİ

İDRİS ÇORUH

ŞUBE TOPLU SÖZ.HUK.SEKRETERİ

İLKAY KAYA

ŞUBE KADIN SEKRETERİ

AFİFE BAŞTAK

 

MERSİN ŞUBE

ŞUBE BAŞKANI

R.REMZİ USLAN

ŞUBE SEKRETERİ

ALAATTİN SÜZER

ŞUBE ÖRGÜTLENME SEKRETERİ

METİN ÇOLAK

ŞUBE MALİ SEKRETERİ

ORHAN GÜZELÇAY

ŞUBE EĞİTİM VE BAS.YAY.SEKRETERİ

LEYLA ELÇİK ÖZBEK

ŞUBE TOPLU SÖZ.HUK.SEKRETERİ

BEHÇET AKYÜZ

ŞUBE KADIN SEKRETERİ

İLKSEN TEMİZKAN

SAMSUN ŞUBE

ŞUBE BAŞKANI

ELBİL KARAKOÇ

ŞUBE SEKRETERİ

UĞURCAN ALBAK

ŞUBE ÖRGÜTLENME SEKRETERİ

YÜKSEL BAYRAM

ŞUBE MALİ SEKRETERİ

YAKUP BATUR

ŞUBE EĞİTİM VE BAS.YAY.SEKRETERİ

ALİ YAŞAR KARADENİZ

ŞUBE TOPLU SÖZ.HUK.SEKRETERİ

GÜLÜMSER ÖZDOĞAN

ŞUBE KADIN SEKRETERİ

CUMHUR GÜVEN

VAN ŞUBE

ŞUBE BAŞKANI

İBRAHİM ÇELİK

ŞUBE SEKRETERİ

AHMET ÖZDEMİR

ŞUBE ÖRGÜTLENME SEKRETERİ

DERSİM BULUT

ŞUBE MALİ SEKRETERİ

AHMET İŞÖZÜ

ŞUBE EĞİTİM VE BAS.YAY.SEKRETERİ

İBRAHİM HAKKI AYDIN

ŞUBE TOPLU SÖZ.HUK.SEKRETERİ

ŞEMSETTİN BAKIR

ŞUBE KADIN SEKRETERİ

DİLEK KARTAL BEDİR.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GENEL DEĞERLENDİRME

 

(AKP iktidarının 15 yıllık dönemi, OHAL-KHK’lar, İhraçların Toplumsal Cinsiyet boyutu, İş Güvencesinin dönü-bugünü ve Savaş Bütçesi)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

AKP iktidarlarının olduğu 15 yılda işçi ve emekçiler ne durumda?  

İşsizlik oranları rekor üstüne rekor kırdı, istihdama katılabilen işçi ve emekçiler güvencesizliğe mahkûm edildi. Sermaye sahiplerine Emekçilerin parasıyla teşvik üzerine teşvik verilirken, asgari ücret açlık sınırının altında kaldı. İş cinayetleri arttı, işçilerin topluca can verdiği pek çok katliam yaşandı, işçi ölümlerinde sorumluluğu bulunan kamu görevlilerinin yargılanması engellendi. Sendikalaşma oranı düştü, sendikalı olan ve hakları için mücadele eden on binlerce Kamu çalışanları kapının önüne kondu, her türlü eylem, etkinlik ve grevler yasaklandı, işçiler/emekçiler işlerini kaybetme korkusuyla en temel haklarını dahi arayamaz durumuna getirildi.   

İşçilerin yüz yıllık kazanımı olan kıdem tazminatı hakkına bile el uzatmış durumda.

  1. 1.Yaklaşık 19 bine aşkın iş cinayeti!

İşçi sağlığı ve iş güvenliği verilerine göre siyasi iktidarın 15 yıllık döneminde yaklaşık 18 bin 900 kişi iş cinayetinde yaşamını yitirmiş durumda.

  1. 2.Taşeron işçilik beşe katlandı 

Daha az maliyet, daha ucuz işçi mantığıyla işleyen Taşeron sistemi, temel çalışma biçimlerinden biri haline geldi. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında 387 bin olan taşeron çalışanı sayısı beşe katlanarak, 2 milyona yaklaştı. Son 10 yılda özel sektör gibi Devlet de maliyetleri düşürmek adına kadrolu işçi almak yerine, taşeron işçisi almayı tercih etti. 657 sayılı DMK’nun 4/A maddesi yerine 4/B-4/C ve diğer sözleşmelere tabi Kamu çalışanı istihdam biçimini tercih etti. Öte yandan hemen her seçim döneminde olduğu gibi, 1 Kasım 2015 seçimleri öncesinde AKP tek başına iktidar olması durumunda kamuda çalışan 740 bin taşeron çalışanına kadro verileceği vaadinde bulundu, ancak bilindiği gibi bu sözünü de tutmadı.

 

  1. 3.Kiralık İşçilik Dönemi Başladı (İstihdam Bürolaro)

Esnek çalışma biçimleri AKP iktidarlarının her döneminde yaygınlaştırıldı ve yasal statüye kavuşturuldu. Kamuda çalışan taşeron işçileri kadro beklerken, taşeron sistemine bile rahmet okutacak bir uygulama hayata geçirildi. Siyasi iktidar, özel istihdam bürolarına işçi kiralama yetkisi veren bir yasa teklifini 2016 Mayıs ayında Meclis’ten geçirdi. Böylece işçilerin tümüyle güvencesiz ve haklarından mahrum şekilde köle gibi kiralanmalarının önü açılmış oldu.

  1. 4.Asgari ücret açlık sınırının altında

Milyonlarca çalışanı ilgilendiren asgari ücret, her yıl aralık ayında, çoğunlukla patronların talepleri doğrultusunda belirlendi. 2017 yılında da durum değişmedi. Bu yıl için geçerli olacak asgari ücret 1404 TL olarak kararlaştırıldı. Görüşmelere katılan patron temsilcileri karardan memnuniyetini ifade etti, ama teşviklerin sürmesini rica ettiler. Patronları kırmayan hükümet de, hem asgari ücret teşviklerinin süreceğini açıkladı hem de İşsizlik Fonu’ndan patronlara yeni teşvikler sağladı. İşçilerin almış olduğu zam ise, dolardaki artış ve tüketim mallarına yapılan zamlarla çoktan erimiş oldu.

 

  1. 5.Sendikalaşoranı yerlerde

2001 yılında işçilerin resmi sendikalaşma oranı yüzde 57,2 idi. Şimdi bu oran, 2017 Ocak ayında yayımlanan son istatistiklere göre yüzde 12,18’lere inmiş durumda. Bu durum Kamu çalışanları yönüyle de geçerlidir. Kısacası örgütlenmenin önündeki engeller kaldırılmıyor ve örgütlenme özgürlüğünün önüne yeni engeller ve yasaklar getirilmiştir. Her yıl anayasal haklarını kullanarak sendikalı olan yüzlerce işçi ve emekçi işten atılıyor. Üstelik işçi ve emekçilerin en temel ve evrensel hakları olan GREV hakkı bizzat hükümet eliyle engelleniyor. AKP’nin 15 yıllık döneminde 15 tane GREV Bakanlar Kurulu kararıyla erteleme kararı alındı, yani resmen yasaklandı. 

 

  1. 6.İştarihi rekor

İşsizlik tarihi bir rekor kırdı, yüzde 12,5’e tırmandı. 2000 yılında işsizlik oranı yüzde 6,5’ti. TBMM Araştırma Hizmetleri Başkanlığı’nın hazırladığı rapor da, tek partili iktidarlar döneminde en yüksek işsizlik oranlarına AKP iktidarının ulaştığını ortaya koydu. Bugün Türkiye’de her 3 gençten 1’i işsiz. Hükümet, işsizin parası olan İşsizlik Fonu’ndan patronlara teşvik sağlayarak istihdam yaratmaya çalışıyor.

TUİK verilerine göre; Türkiye ekonomisi son bir yıllık dönemde sadece 411 bin kişilik ilave istihdam yaratabildi. Bu nedenle işsiz sayımız 500 bin kişi artarak 3 milyon 947 bin kişiye ulaştı. Türkiye genelinde işsizlik oranı yüzde 11.9 iken, 15- 24 yaş grubundaki gençler arasında işsizlik yüzde 21.1 seviyesinde bulunuyor. Bu oran genç erkeklerde yüzde 17.8, genç kadınlarda ise yüzde 27.2 seviyesinde yer alıyor. 

 OLAĞAN ÜSTÜ HAL KAPSAMINDA!


             İktidarın emek düşmanı politikaları kesintisiz sürerken, 20 Temmuz 2016 tarihinde OHAL’in ilan edilmesinin ardından, Kamu çalışanları ve emeğiyle geçinenler kısacası muhalif kesimin tamamı yeni saldırılarla karşı karşıya kaldı. Yayımlanan kararnamelerle on binlerce kamu emekçisi işinden edildi. Zorunlu BES, Varlık Fonu, patronlara İşsizlik Fonu’ndan yeni teşvikler verilmesi gibi düzenlemelerle işçi ve emekçilerin hakları daha da geriletildi. Öte yandan OHAL sürecinde 8 ayda iş cinayetleri yüzde 14 arttı, yaklaşık 1180 işçi hayatını kaybetti.

OHAL insanları yalnız işinden değil, yaşamından da ediyor.

Her türlü haksız ve hukuksuzluğun önünü açan, adalet duygusunu körelten; binlerce emekçiyi işsiz, okulları hocasız, hastaneleri doktorsuz bırakan ve artık can alır hale gelen OHAL’e karşı mücadele eden KESK ve bileşenleri hep birlikte haykırıyor, OHAL hemen kaldırılsın. Haksız ve hukuksuz şekilde işinden edilen ve görevinden uzaklaştırılan kamu emekçilerinin görevlerine hemen iade edilsin diyoruz. Bu bağlamda işinden edilen tüm kamu çalışanlarının işlerine geri dönene kadar mücadeleye devam edeceğimiz bilinsin.

OHAL, KHK’ler VE İHRAÇLARA İLİŞKİN DURUM DEĞERLENDİRMESİ

 

OHAL sürecinin başlangıcından başlayan ve KHK’ler ile Kamudan ihraç edilen yüz bini aşkın emekçi beraberinde birçok sorun ile hayatlarına devam etmektedir. Bir anda içinde bulundukları toplumsal statülerini kaybeden on binlerce insan yeni durumlarına alışma süreçlerini yaşıyor. Yıllarını verdikleri mesleklerini bir anda kaybeden emekçiler toplumda edindikleri durumun dışına çıkarak zaman zaman toplum dışına itilmektedirler. Çalıştığı iş yerinden kopan birey bütün sosyal güvencelerini kaybetmek ve işsiz kalmak riskiyle karşılaşmaktadır. Ailesi, arkadaşları ve komşuları ile ilişkileri değişmekte statü ve itibar kaybına uğramaktadır.

İhraç durumunun insanlara anlatılamamasının verdiği rahatsızlık sosyal ilişkilerini zayıflatmaktadır. Genel akım medya temel bilgi kaynağı olduğu ve çok yanlı bir söylem geliştirdiği için halk ihraçlara ön yargılı bakabilmektedir. Ekonomik, sosyolojik ve psikolojik durumun etkileri olumsuz yönde ihraçların yaşamını etkilemektedir. İşten el çektirilen on binlerce aileleriyle birlikte sayısı milyonları bulmaktadır. Bu kitleyi işsiz bırakmak onları açlığa mahkum etmek anlamına gelmektedir. Bu olumsuz gelişmeler sosyal travmayı da beraberinde getirmektedir. Sosyal hayat dengelerinin bozulması devlete karşı olumsuz bakış açısını arttırmaktadır. Konuşmamak, tartışmamak, sendikalardan istifa etmek, ortam değişikliği, sosyal çevrenin daralması, ani ve beklenmedik değişmeler insanda ve toplumda şok etkisi yapabilmektedir. İnsanlardaki bu şok etkisi ve sosyal travmalar, intiharlar, isyan duygusunun arttırılmasına ve sosyal patlamaların oluşmasına neden olacaktır.

İhraçlar, ilk bakışta ekonomik bir problem olarak algılansa da aynı zamanda sosyal bir problemdir. Sosyal problemler ise; bir bütün olarak tarihsel, toplumsal ve sosyal hayatın daha büyük yapılarını oluşturmak üzere iç içe girmiş birbirini etkileyen çeşitli çevreler ile ilgili meseleler haline dönüşmektedir. İhraçların çok sayıda olması bunları sosyal problem haline getirir. Yaşanan kriz sadece ekonomik bir kriz değil sosyal hayatı da derinden etkileyen, yoksulluk, intihar ve dışlanmalara neden olabilen önemli bir sosyal problemdir. Kimi kesimler tarafından ihraç edilen kişilere karşı ön yargılı davranmaları, "terörist unsurlar olarak" gösterilmeye, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan personelin sosyo psikolojik yönden sorunlara yol açmaktadır. Özellikle ailenin gelirinin tek kişi tarafından sağlandığı durumlarda işsizlik aile içi ilişkilerin zedelenmesinden aile bağlarının kopmasına kadar pek çok probleme neden olabilmektedir. İşsizlikle birlikte birey ailesinden ve çevresinden aldığı sosyal ve psikolojik desteği kaybetmektedir. Kendisini yalnız ve dışlanmış hissedebilmektedir. 

İşinden Edilen (ihraç) Yönetici ve Üyelerimizle Dayanışma Durumu

           KESK'e bağlı sendikaların sağladığı maddi dayanışma tüm kesimler tarafından son derece önemli ve olumlu bulunmaktadır. Sendikamız Yapı-Yol Sen’in toplam 27 ihraç ve 3 kişi de işinden uzaklaştırılmış üye ve yöneticimiz bulunmaktadır. İhraç edilen üye ve Yöneticilerimize Sendikamızın bütçesi ve maddi olanakları doğrultusunda farklı tutarlarda her ay destek sağlamaktadır.

-Bu yardımların, KESK bünyesindeki tüm sendikalar için eşitlenmesi, standart bir hale getirilmesi ve     ihtiyaç düzeyleri doğrultusunda değerlendirilmesi gerekmektedir.

  -Tüm Sendikaların uluslararası dayanışma talebini yükseltmesi gerektiği, girişimlerin artırılması ve yoğunlaştırılması gerekmektedir.

  -Sendikaların tasarruf tedbirlerine ağırlık vermesi, bu kapsamda sendikaların Genel Merkez kongrelerinde KESK bünyesinde ortak dayanışma fonu oluşturulması için karar alınmasının uygun olacağı düşünülmektedir.   

İhraçların Toplumsal Cinsiyet Boyutu

20 Temmuz 2016'dan itibaren uygulanan OHAL ve çıkarılan KHK'ler kapsamında toplumun tüm kesimleri mağdur edilmektedir. Birçok yönüyle eşitsiz koşullarda yaşayan, mücadele eden ve üreten kadınların OHAL koşullarından etkilenme durumu da erkeklerden farklılaşabilmektedir. İnsan Hakları Ortak Platformu'nun verilerine göre kadınların OHAL'den etkilendiği durumlardan bazı başlıklar aşağıdadır. 

- OHAL KHK'ları ile ihraç edilen 110.971 Kamu görevlisinin % 23'ü kadın, % 77'si de erkektir.

İhraç edilen kadın emekçilerin önemli bir kısmı toplumsal cinsiyet rolü gereği "kadına uygun meslek olarak görülen öğretmenlik mesleğinden (Milli Eğitim Bakanlığından) ihraç edilmiştir.

    -35 kadın belediye eşbaşkanı tutuklanmıştır.

    -Kayyumların icraatlarıyla yerel yönetimlerde kadın katılımına ilişkin kazanımlar geriletilmiştir.

    -Yurtdışı bursu iptal edilen 226 öğrencinin üçte biri kadınlardır.

    -Üniversitelerden ihraç edilen 4 bin 811 akademisyenin beşte biri (860) kadınlardır.

    -OHAL döneminde 11 kadın derneği kapatılmıştır.

    -OHAL döneminde en az 30 kadın gazeteci gözaltına alınmış, 16 kadın gazeteci tutuklanmıştır.

    -Cinsiyete dayalı ayrımcılık maalesef hem çok eski ve köklü, hem de bütün diğer ayrımcılıkların içerisinde var oluyor. Yani yine en çok bedeli kadınlar ödüyor. Dolayısıyla zaten kadınların tüm hakları,   hem bedensel hem de medeni hakları geri alınmaya çalışılıyor. Her gün kadınların kamusal alanlardaki haklarına saldırılar oluyor. Bunlar münferit değil ve tesadüf de değil. Siyasetteki bu gidişatın ve siyasetçilerin kadınları sürekli hedef gösteren söylemleriyle kadınlar hedef haline getiriliyor.

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KAMU EMEKÇİLERİNİN İŞ GÜVENCESİ

1970'lerdekî krizin çözümüne yönelik kapitalizmin yeniden yapılandırmaları olarak gündeme gelen ve temel araçlarını kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi, serbestleştirilmesi ve kuralsızlaştırması uygulamalarının oluşturduğu bir süreci ifade etmektedir. Bu sürecin devamı olarak, 1980'lerin başıyla birlikte gündeme gelen yeniden yapılandırmaların temel hedefi, kapitalizmin sürekli genişleme eğilimine yol açmaktır. Kamu hizmetleri alanının metalaştırılması ve piyasa ilişkilerine tabi kılınmasının yanında, kamu emekçilerinin de dahil olduğu tüm emekçi kesimleri iş hayatı içerisinde güvencesiz hale getirmek ve yeni esnek bir istihdam sistemi oluşturmaktı. Bu anlamıyla Türkiye'de 1980 yılından başlayarak yeniden yapılandırmalara uyum süreci başlamış, emekçilerin direnişleri nedeniyle gecikmiş olsa da, eğitim, sağlık, iletişim gibi kamu hizmeti alanları özelleştirilmiş ve diğer yatırımcı iş kolunda ise piyasa ilişkilerine tabi kılınmıştır. İşgücünün güvencesizleşmesi ve esnekleşmesi süreci ise hem kamuda, hem de özel sektörde değişik biçimlerde gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Sendikal yapıların güçsüz kılındığı, devasa bir yedek işgücünün yaratıldığı, kamunun daraltıldığı koşullarda zaman zaman zora yaslansa da, süreç daha ziyade rıza üzerinden ilerletilmişti. Gelinen noktada kamu emekçilerinin KHK'lar yoluyla ihraç edilme ve işinden uzaklaştırma sürecini hep birlikte yaşıyoruz.

Diğer yandan belirtilmelidir ki, kamu emekçilerine yönelik bir saldırı olarak kavranması gereken KHK'lar yoluyla ihraçlar, tam da bu bahsedilen neo-liberal yeniden 2008 yılında görünür hale gelen kapitalizmin krizi ise zaten süreç içerisinde birbiriyle eklemlenmiş ve yeniden yapılandırılmasında siyaseti ekonomiye tabi kılmanın zemini oluşturmuş olan yeni sağ-neo liberalizm 

eklemlenmesinin otoriter görünümler almasını beraberinde getirmiştir. Tüm dünya ülkelerinde siyasi alanda otoriter eğilimlerin ve gerici-sağcı söylemlerin güçlenmesi İle kendini gösteren bu süreç Türkiye'de de demokrasi ve özgürlüklerin askıya alındığı, imzalanan uluslararası belgelerdeki yükümlülüklerin bile önemsenmediği, emekçilere ve muhaliflere yönelik baskı ve şiddetin günden güne arttığı bir biçimini almıştır. Yıllardır içinde olunan savaş ortamı, Ortadoğu'daki gelişmelere paralel olarak tüm ülkeye yayılmış, rejim değişikliği ya da son yıllarda kurmuş olduğu tek-adam rejimini kurumsallaştırma çabaları eşliğinde özgün bir biçim almıştır. Bu süreç neo-liberalizm ve kapitalizmin 1980'lerİn başından beri eklemlenerek süreci birlikte ilerlettikleri sağın krizi ile ilişkisi göz ardı edilemez. Tam da bu kriz özellikle Türkiye'de her alanda gerileyen iktidarın kendisini sürdürebilmek için sadece bir zor örgütü olarak örgütlenmesine, daha otoriter, daha saldırgan olmasına neden olmaktadır. Bu saldırganlığın özellikle 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra, seçimlerin yenilenmesi biçimde yansıdığı görülmüştür.  

10 Ekim katliamından sonra yani 15 Temmuz öncesinde bir çok ilde KESK'İi emekçiler hakkında görevden İhraç istemiyle soruşturmalar açılmaya başlanmış. Devlet büyüklerine hakaretten gözaltı ve tutuklamalar olmuş, ihraç talebiyle de onlarca dosya ilgili bakanlıklar ve bağlı kuruluşlarında görüşülmeye başlanmıştı. 15 Temmuz 2016 sonrasında ise bu kurumsallaştırılmaya çalışılan rejime muhalif olan tüm kamu çalışanlarının, darbe girişiminin faili olduğu iddia edilen cemaat yapısının kamuya sızmış olduğu bahane edilerek tasfiye süreci başlamıştır. Bu tebliğde, devletin zorunun ve gayri meşruluğunun açık görünümü halini almış olan ihraçlar dolayımı ile öncelikle çalışma hakkı ve bu hak bağlamındaki ihlaller, tarihsel olarak kamu emekçilerinin iş güvencesi mücadelesinin niteliği ve çalışma hakkı ihlalleri ile ilişkisi tartışmaya başlanmıştır. Dayanışma ve Mücadele sürecinin toplumun geniş kesimleri ile ortaklaştırılması ihtiyaç haline gelmiştir.

Kamu Emekçilerinin Çalışma Hakkı

1948 Birleşmiş Milletler Evrensel Bildirgesi, 1966/76 Ekonomik/Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi, 1961 Avrupa Sosyal Antlaşması ve 1954 Avrupa Kültürel Anlaşması'na konu olan ekonomik haklar içerisinde yer alan çalışma hakkı, anayasal ekseni sosyal adalet, sosyal refah ve sosyal güvenlik olarak tanımlanan haklar arasındadır. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) BM'nin çalışma haklarını tanımlamak ve korumakla yükümlü uzman kuruluşudur. Bu örgütün tavsiyeleri politika, mevzuat ve uygulama alanında rehberlik sağlarken örgütün imzaladığı sözleşmeler onaylayan ülkeler için bağlayıcı hükümler içermektedir. Sözleşmeler ve tavsiyeler neticesinde çalışma yönetimi, endüstriyel ilişkiler, İstihdam politikası, çalışma koşullan, sosyal güvenlik, iş güvenliği ve sağlığı gibi konular kabul edilmiştir. Bunlardan bazıları iş yerindeki temel insan haklarına uyulmasını sağlama konusu üzerinde çalışırken bazıları ise kadın ve çocukların istihdamı veya göçmen ve engelli çalışanlar gibi özel durumlar ele almıştır.

Çalışma hakkı aynı zamanda yaşam hakkıdır. literatürde her ne kadar "insana yaraşır bir çalışma hakkı" kavramıyla genişletilmeye çalışılsa ve daha eleştirel ele alışlarda emekçinin kendi üretim sürecini denetleyebilmesini de içeren bir çalışma hakkı kavramsallaştırması üzerinde tartışılsa da, bugün elde olan kriterler yukarıda adı anılan uluslararası belgelerde çerçevesi çizilenlerdir. Türkiye'deki durum İse bu kriterler açısından ele alındığında oldukça vahim bir görünüm arz etmektedir. OHAL sonrası KHK'larla ihraç edilen kamu çalışanı sayısı 110.971 olmuştur. Bu durum kamudan İhraçların gayrimeşru olduğu açıktır. Ancak daha vahim olan ve hiçbir yasal zemine, yazılı kurala dayanmayan, fiili çalışma hakkı ihlalleri daha da vahimdir. Kamudan ihraç edilen bu insanlar fiili olarak özel sektör de dahil olmak üzere hiçbir alanda çalıştırılmamakta ve açık bir biçimde İşsizliğe, açlığa, yoksunluğa mahkum edilmekte, aynı zamanda yaşam hakkına müdahale olduğu açıktır. Bugüne dek bu konuda elde ediien sözlü bilgilere göre, kamudan ihraç edilenlerin iş başvuruları ya da işe alınmaları fiili olarak engellenmektedir. KHK'larda bazı meslek gruplarına dönük olarak meslek unvanlarını kullanamayacakları ve bu meslek unvanları dolayısıyla elde ettikleri haklardan yararlanamayacakları ifadesi yer almaktadır. Ancak zaten gayrimeşru olan bu durum, ihraç edilenlerin mesleki uzmanlıkları İle ilgili ve ilgisiz hiçbir işkolunda işe alınmamaları ile daha da derinleşmektedir.

  İş Güvencesi !

16 Nisan referandum çalışmaları kapsamında, gerek Cumhurbaşkanı, gerek Başbakan Devletin en yetkili organları TV programlarında; 657’deki iş güvencesinden rahatsız olduklarını açıkladılar.    Buradaki amaç verimliliği, üretimi ya da hizmeti daha iyi sunma anlayışı değil. Amaç iktidar kamusal alanı kendi siyasal tercihine göre şekillendirmek ve yönetmek istiyor. 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda, özellikle bu istihdam politikasının değişmesi lazım ve Kamuda müsteşar olabilmek için 12 yıl hizmet şartını da hatırlatan Cumhur Başkanı, devlet yönetimini özel sektöre ve şirket yönetimine benzeterek yönetilmesini istiyor. 657 sayılı yasa, 1965 tarihinde devlet memurlarına ilişkin düzenleme yapılırken, amaç; iktidarlar değişebilir ama devlet adına topluma en iyi hizmeti sunma görevi devletin memurunundur düşüncesiyle, Devletin Memur da hizmeti en iyi şekilde yansıtabilmek için kendisini yasal güvencede hissederek doğru ve tarafsız iş yürütmesi amaçlanmıştır. 

AKP 2012 yılından bu yana kamu çalışanlarının iş güvencesini kısmi olarak koruyan 657 sayılı yasayı ortadan kaldırıp, kamu alanında çalışma yaşamını esnek, kuralsız, güvencesiz hale getirmeye çalışıyor ve hükümete bağlı memur sistemini gerçekleştirmek istiyor. 657 sayılı yasada değiştirilmek istenen 3 milyon kamu çalışanının iş güvencesini, müsteşar örneğiyle benzetmeye çalışıyorlar. Hâlbuki hükümet müsteşarlara ilişkin istediği zaman, istediği şekilde düzenleme yapabilir. Ancak 3 milyon kamu çalışanı iktidarın memuru olamaz ve hükümetle gelip hükümetle gidemez. İşte KHK’lerle yapılan ihraçların somut göstergesi budur. Hükümet, “istediğim insanla çalışırım, istediğimi kamu çalışanı yaparak, istemediğimi, beğenmediğimi, benden yana olmayan, benim gibi düşünmeyen yurttaşı kamu çalışanı yapmam” anlayışı başkanlık rejimi ile yasal hale getirilmek isteniyor. İktidarın Kamu Emekçilerine yönelik bu olumsuz tutumuna karşı, tüm kamu çalışanlarının İş güvencesine sahip çıkacağını bekliyoruz.

Kamu hizmetleri alanını piyasaya tabi kılmayı ve sermayenin çıkarlarına açmayı hedefleyen politikaların tamamı kamu emekçilerinin İş güvencesini hedef almaktadır. Türkiye'de de bu sürecin başından beri siyasi iktidarlar tarafından her dönem kamu hizmetlerinin tasfiyesi ve kamu emekçilerinin iş güvencesinin ortadan kaldırılması için uygun zaman kollanarak belirli taslak ve programlar oluşturuldu. Özellikle AKP hükümeti döneminde, çalışma yaşamına yönelik olarak haklara saldırı niteliğinde çok sayıda yasal düzenleme yapıldı. SSGSS, sağlıkta dönüşüm uygulamaları, 4+4+4 eğitim yasası, 6111 sayılı torba yasa, rotasyon, Bireysel emeklilik sistemi vb. Gibi. Kamu emekçilerinin iş güvencesinin ortadan kaldırılması, kamunun dönüşümü ve kamu personel rejimi başlıkları adı altında tartışıldı ve devam etmekte.

Kamunun yeniden yapılandırılması, kamu hizmetleri sermayenin ihtiyaçları soğrultusunda ticarileştirme ve özelleştirilmesi ile ilgili iki tarihsel özellik dikkat çekmektedir. Bunlardan birincisi 24 ocak 1980 kararları, ikincisi ise 1995 Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS)’dır. Dünya kapitalizmine uyum amacıyla kabul edilen 24 Ocak 1980 kararları, bugün yaşanılan ekonomik ve sosyal sorunlar açısından bir başlangıcı oluşturmaktadır. AKP 'nin 15 yıllık iktidarı süresince gerçekleştirdikleri ise 24 Ocak 1980 kararlarının sonuca erdirilmesi olarak düşünülebilir.

Dünya Ticaret Örgütü öncülüğünde 1995 yılında imzalanan Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS) ise anlaşmayı imzalayan ülkelerin hizmet sektörlerini yerli ve uluslararası sermayeye açmayı hedeflemektedir. Bu hedef, kamu hizmetlerinin ticarileştirilerek piyasa ilişkileri içine çekilmesi ve daha sonrasında tasfiye edilmesini içermektedir. 90'lı yıllardaki Koalisyon hükümetleri döneminde hayata geçirilemeyen GATS anlaşmasının ilgili hükümleri AKP iktidarı tarafından yasal düzenlemeler ve fiili uygulamalar yoluyla hayata geçirilmeye çalışıldı. Kamu personel rejiminin bu değişikliklere uygun olarak değiştirilmesi için günümüze kadar çok sayıda adım atıldı. 657 sayılı DMK 4/A, 4/B, 4/C çalıştırma, ücretli, geçici personel, sözleşmeli, mevsimlik işçi, yeteri kadar yeni çalışan almama gibi uygulamalarla kamuda istihdam azaltıldı. GATS ile yapılan ticarileştirme uygulamaları kamu hizmetleri için halkın daha fazla para ödemesini yapmasını sağlarken, kamu personel yasasında değişiklikler yapılmasını gündeme getirdi.

Bugünlerde 'Kamu personel rejimi' ile ilgili basında çıkan haberlerde, Çalışma Bakanlığı tarafından yapılan hazırlıkların tamamlandığı, 657 sayılı DMK'da yer alan 'memur' tanımının değiştirileceği, kamuda iş güvencesinin birkaç meslek grubu dışında kaldırılacağı, esnek ve performansa dayalı çalışmanın İse temel alınacağı ifade edilmektedir.  Ayrıca bu yasanın iki temel mantık üzerine kurulduğu anlaşılmaktadır. Birincisi; kamuda kuralsızlık ve güvencesizliğin kural olması (mesai saatlerinin, ücretin, çalışma süresinin, işin, işyerinin belirsiz olması), ikincisi ise, kamu emekçilerinin sınırlı iş güvencesinin ortadan kaldırılmasıdır. İş güvencesinin kaldırılması ve kamu personel rejiminin hayata geçmesiyle birlikte, istihdam biçimlerinin sadeleştirilmesi adı altında esnek ve güvencesiz istihdam daha da yaygın hale gelecek, kamu emekçilerinin değerlendirilmesinde liyakat yerine performans ve disiplin hükümleri esas alınacak, siyasi kadroların kamuda yönetici yapılması sağlanarak bir tür hükümet memurluğu dönemi yaşanacak, kamu emekçileri için sürgün anlamına gelen rotasyon uygulamaları hayata geçecek, iş güvencesi belli başlı meslekler için (savcı, hakim, polis ve asker)sınırlı tutulurken, sözleşmeli çalışma temel alınacak. Kamu emekçileri kurumlar arası  'ödünç' alınıp verilebilecek.  Böylelikle  'ödünç memurluk' dönemi başlamış olacak ve kamu emekçileri görev tanımına uygun olmayan işleri de yapmak zorunda kalacak.

           OHAL, KHK'larıyla birlikte 657 sayılı DMK kamu emekçileri açısında bir güvence olmadığı bir kez daha ortaya çıkmıştır. İhraçlarla birlikte kamusal alanın tasfiye edilerek yeniden yapılandırılması daha hızlı bir şekilde hayata geçirilmiştir. Yüzbinlerce kamu çalışanının ihraç edilmesi kamusal alanda güvencesiz, kuralsız çalışmanın önünü açmıştır. Ayrıca KHK'larla yapılan haksız, hukuksuz ihraçlar milyonlarca kamu emekçisine tehdit unsuru haline gelmiştir.

Kamu emekçilerine uygulanan baskı, yıldırma, fişleme, sürgün, idari soruşturma, adli dava gibi zor araçlarına, OHAL döneminde KHK, rektör, kayyım ve mülki idari amirlerinin takdiri ile ihraç eklenmiştir. Hukuk kuralları, yerleşik teamül ve deneyimlerin ortaya çıkardığı bütün ilkeleri yok sayan KHK yoluyla ihraçlar darbe girişimi ve OHAL'i fırsat olarak kullanıp, örgütlü kamu çalışanlarına gözdağı vermekte, hazırladığı kamu personel reformu yasaları için uygun bir zemin yaratmak istemektedir. Ulusal ve uluslararası hukuktan kaynaklanan bütün hakların askıya alınması, kamu emekçilerinin yalnızlaştırılması, itibarsızlaştınlması, örgütlü gücünün kırılması için kullanılmaktadır. İhraç edilen kamu emekçilerinin yerine kendi yandaş ve liyakata dayanmayan yöntemlerle yeni istihdam alanları açmaktadır. Kamuda çalışan memur sayısını azaltarak hizmetlerin daha çok taşeron üzerinden geçici ve güvencesiz olarak kamusal hizmetlerin yürütülmesini hedeflemektedir. Birçok kamusal alan KHK'lerle kapatılmakta veya varlık fonu gibi oluşturulan kurumlara devredilerek denetimsiz hale getirilerek sermaye birikimi yaratılmak istenmektedir. Tüm bu nedenlerle bugün Kamu emekçilerinin iş güvencesi mücadelesi daha da elzem hale gelmiştir. KESK, DİSK, TMMOB ve TTB gibi emek örgütleri ise tüm bu süreç içerisinde görünür ve görünmez bir takım baskılar yaşamıştır. Bu nedenle bütünlüklü bir refleks geliştirilmiş olduğunu söylemek zor görünmektedir. 

            Sonuç olarak, emekçilerin aleyhine uygulanan bu kötü gidişata dur demek için; önümüzdeki süreç için; kısa, orta ve uzun vadeli bir mücadele hattının oluşturması zorunlu ihtiyaç haline gelmiştir. Demokratik değerler çevresinde bir araya gelinebilecek her dernek, sendika ve siyasal parti ile geniş katılımlı birliktelik amaçlanmalıdır; çünkü artık "bütün" tehdit altındadır. Mücadelenin neo-liberal ekonomik gelişmelere ve onun ülke içindeki işleyişine karşı olduğu unutulmadan örgütlenmelidir. Bu nedenle mücadele ve dayanışma sınıf temelinde olmalıdır. İşçi sınıfının mücadele ve dayanışma kültürünün canlandırılması amaçlanmalıdır. "Dayanışma kültürünü", "direniş" olarak görmeli ve mücadele büyütmeliyiz.

Böylesi bir mücadele, sadece KESK üyesi kamu çalışanlarının işlerine dönmesini değil, aynı zamanda KESK'in büyümesini ve temsil ettiği sendikal anlayışın güçlenmesini beraberinde getirecektir. Üyelerinin hem ekonomik, hem de demokratik haklarını geliştirmeyi hedefleyen bir sendikal mücadele hattı sadece ihraç edilenlerin işine dönmesi değil, aynı zamanda yeni ihraçların olmasını engelleyecek bir bilinci de beraberinde büyütür.

Bütçe

 

2016 yılı Merkezi Yönetim Bütçesi daha öncekiler gibi, demokratik katılımcılığı esas almadan, toplumun en geniş kesimlerinin müzakere ve onayına başvurulmadan antidemokratik bir anlayışla hazırlanmıştır. Her alanda olduğu gibi bütçe süreçlerinde de kayıt dışılık esas alınmaktadır. Sayıştay raporlarında bazı bakanlıkların kayıt dışı banka hesaplarının olduğu tespiti bu durumu doğrulamaktadır.

2016 bütçesi tam anlamıyla bir savaş, sefalet, talan ve yoksulluk bütçesi olduğundan kamuoyunun da tartışması istenmemektedir. Yine harcaması yapılıp sonra minareye kılıf hazırlama misali bütçe hazırlanması AKP’de giderek bir temel yönelim halini almıştır.

Korkunç bir silahlanma ve savaş harcaması ile kaynaklar çatışmalara ayrıldı, zam üstüne zamlarla bütçe açığı kapatılmaya çalışıldı. Yandaş Konfederasyonun satış sözleşmesiyle kamu emekçilerine ayrılması gereken pay da AKP’nin ve Saray’ın önceliklerine, savaş politikalarına ve tek başına iktidar olması için kullanıldı.

Dolaysıyla 2016 yılı bütçesi bir avuç sermaye dışında toplumun tüm kesimleri için yeni vergiler ve zamlar demektir. 2016 yılında emekçileri çok daha kötü günlerin beklediğini bütçeden de görebiliyoruz. Nitekim 2016 yılının daha ilk ayında çığ gibi büyüyen zamlarla birlikte esnek ve güvencesiz çalışmayı amaçlayan torba yasa Meclisten geçirilmiş, hemen ardından modern kölelik anlamına gelen kiralık işçi bürolarını düzenleyen tasarı gündeme alındı. Şimdi de kıdem tazminatlarını talan etmeyi, adım adım ortadan kaldırmayı hedefleyen tasarı için kamuoyu oluşturulmaya çalışılıyor. Her gün bir Hükümet yetkilisi muhalif kamu emekçilerinin işine son verileceği tehdidinde bulunuyor. Hükümete diyet borcu olan yandaş sendikaların da bu çalışmaların içinde olması emekçilerin nasıl bir kumpas içine alınmak istendiğini göstermektedir. Çalışma yaşamında yeni iş cinayetleri, daha fazla taşeronlaşma ve sendikal hak ihlalleri gün geçtikçe çoğalmaktadır.

2016 bütçesi ile açık ve gizli zamlar, KDV, ÖTV gibi dolaylı vergi artışları otomatiğe bağlanmış, bütçe gelirleri vergiler aracılığıyla bir kez daha emekçilerin sırtına yüklenmiştir.  

2016 bütçesinde ısrarla talep etmemize rağmen; satış sözleşmesinden kaynaklı kayıplarımız telafi edilmemiş, ek ödemelerin emekliliğe yansıtılması için düzenleme yapılmamıştır.

Kamu emekçilerinin iş güvencesine dokunulmayacağı, kıdem tazminatını talan etmeyi amaçlayan fon uygulamasına geçilmeyeceği, taşeron çalıştırmanın yasaklanacağı, modern kölelik olan istihdam büroları uygulamasının ortadan kaldırılacağına dair herhangi bir güvence getirilmemiş, aksine çalışma yaşamında yeni saldırı yasaları, özelleştirmeler ve taşeron çalışmanın yaygınlaştırılması düzenlemelerinin işareti verilmiştir. Yine bütçede iş cinayetlerini durdurmaya yönelik tedbirlerden, işyeri denetimlerinin artırılmasından, kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınmasından, güvencesiz istihdama son verilmesinden eser yoktur.

Satış sözleşmesi ile sefalet ücretine mahkûm edilen kamu emekçilerine verilen enflasyon oranındaki artışlar 2016 yılının daha ilk haftasında iğneden ipliğe yapılan zamlarla erimiş, yok olmuştur. Esnek ve güvencesiz çalışma biçimlerini yaygınlaştırmak yerine tam istihdamlı güvenceli çalışmanın sağlandığı, grevli toplu sözleşme hakkının hayata geçirildiği yasal düzenlemeler bir an önce hayata geçirilmeli, kadın emekçilerin insana yaraşır çalışma koşullarına kavuşmasının önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.

Bütçe savaş için değil, eşit-özgür, demokratik bir yaşama yönelik hazırlanmalıdır! Onlarca sivil vatandaşımızın yaşamını yitirmesine neden olan başta sokağa çıkma yasakları olmak üzere darbe uygulamalarına son verilmelidir. Kürt sorununda bir kez daha güvenlik ve çatışma politikalarına dönülmesiyle birlikte savaş harcamaları sürekli büyümektedir. Toplumsal bir barış sürecinin hayata geçirilebilmesinin zorunlu bir parçası olarak, savaşa ayrılan kaynaklar azaltılmalıdır. 

 

Savaş ve Darbe Hukukuna Hayır

Öncelikle 17 Şubatta Ankara’da gerçekleşen saldırıyı ve katliamı şiddetle protesto ediyor kınıyoruz. Yaşamını yitirenlerin ailelerine başsağlığı ve sabır, yaralılara acil şifalar diliyoruz.

AKP’nin savaş ve mezhepçiliğe dayalı dış politikaları ve iktidar hesapları nedeniyle ülkemiz kan gölüne döndü. Suruç, Diyarbakır, Adana, 10 Ekim ve 17 Şubat Ankara bombalamaları ve katliamları adeta birbirini takip eden, birbirini besleyen, aynı amaca hizmet eden nitelikte saldırılardır. Her ne hikmetse hepsi hakkında hızla gizlilik kararları alındı, basına haber yasağı kondu ve tıpkı saldırılar gibi dosyaları da karanlıkta bırakıldı. Sivil siyasetçilerin, sendika yöneticileri ve üyelerinin, demokratik kitle örgütü temsilcilerinin attığı her adımı, sarf ettiği her sözcüğü, gittiği her yeri takip eden devlet burnunun dibindeki cephanelikleri, canlı bombacıları, patlamaya hazır araçları göremiyor, engellemiyor!  Katliamları kınayan, protesto edenler için ise hızla soruşturmalar açılıyor, cezalar veriliyor! Yüzlerce insanımızı kaybettik, hala bir tek Bakan, bir tek yetkili istifa etmedi. Hükümet hala bir güvenlik zafiyeti olmadığını iddia edebiliyor.

 

Başbakanlık Genelgesi

 

Genelge Muhalif Tüm Kesimlere Yönelik Topyekûn Saldırının Bir Parçasıdır! 

17 Şubat 2016 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan 2016/4 sayılı genelge de içinden geçtiğimiz sürecin bir ara rejim olduğunu teyit eder niteliktedir. Anayasaya ve uluslararası hukuka aykırı olduğu açık olan genelge ile kamuda muhalif kesimlere karşı topyekûn bir tasfiye süreci başlatılmıştır.

Başbakanın yayınlamış olduğu genelge ile adeta Saray’a ve mevcut hükümete muhalefet eden, demokratik haklarını kullanan tüm kamu emekçilerini “legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten kişiler” olarak ilan etmiştir.

Başbakanlık tarafından yayınlanan bu genelge ile yasama yetkisi başbakanlığa, yargı yetkisi de amirlere devredilmekte, kanunların yerine genelge konularak hukuk askıya alınmaktadır. Hukuku askıya almanın ne demek olduğu Türkiye darbeler tarihi çok iyi göstermektedir.

En kaba hali ile Başbakanlık bu genelge ile amirlerine “siz dediklerimizi uygulayın, hukuk kısmını biz hallederiz” demektedir. Bu hali ile yayınlanan genelge yasaya aykırı olup başlı başına suç oluşturmaktadır. 

Barış talebinin ve “Çocuklar Ölmesin” demenin bile “terör propagandası” sayıldığı bugünlerde AKP daha da ileriye giderek kamu emekçilerinin en ufak bir itirazını bile bu kapsama almak istemektedir.

Şu anda bile AKP valileri ve idarecileri kendilerine tanınan sınırsız yetkiyle üyelerimiz hakkında soruşturmalar açıyor, sürgün ediyor, mobbing uyguluyor, gözaltına aldırıyor, tutukluyor ya da görevden uzaklaştırıyorlar.

Sendikamız üyelerinden bir kişinin işten atılması talebiyle soruşturma yürütülmektedir. AİHM, Anayasa Mahkemesi ve uluslararası sözleşmelere rağmen greve katıldıkları için kamu emekçileri hakkında davalar açıldı. Basın açıklamaları artık Terörle Mücadele şubeleri tarafından takip edilmekte ve bu kapsamda işlem yapılmaktadır.

Tüm bunlara rağmen yayınlanan Başbakanlık Genelgesi bu baskının, saldırıların sınır tanımaz bir şekilde artacağını, yaygınlaşacağını göstermektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SİYASAL VE SENDİKAL SÜREÇ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Aslında bu siyasal iktidar, çıkarı bir yerlerde kesişenlerin iktidarıdır.  Çıkarların ters düştüğü bir gün tek bir AKP’li kalmayacaktır. Şunu rahatlıkla ifade edebiliriz ki, AKP siyasal bir sürecin ürünü ve misyonudur. Son yıllarda yaşamımızın her alanında uygulanan neoliberal politikalar neticesinde son çeyrek yüzyılda büyük bir altüst oluş ve değişim süreci yaşanıyor. Küresel kapitalizim, dünya düzeyinde etkisini sürdürürken, egemen sınıfın çıkar çatışmaları da su yüzeyine çıkıyor. Ekonomik krizle birlikte küreselleşmenin, neo-liberal dünya düzenine karşı durulamaz iddiaları, şimdiden çürüyüp gitti ve bu tek kutuplu yapıya, meydan okuyanlar çoğalıyor. Ancak ülkemizde hava değişmiyor, "mazlumların sözcüsüyüm" diyen siyasal iktidarın, yoksulların değil zenginlerin temsilcisi olduğu, işçilerin, emekçilerin, emeklilerin, çiftçilerin, yoksulların taleplerine kulak tıkadığı da açıkça görülüyor. Ülke siyaseti bu gelişmenin yol açtığı yoğun çatışma ve kutuplaşmalara sahne oluyor. Suriye’de yaşanan savaştan kaynaklı zorunlu güç ve 4 milyona aşkın insanın Türkiye’ye yerleştirilmesi, ayrıca 7 HAZİRAN seçim sonucunu beğenmeyen siyasi iktidar 1 KASIM 2015 tarihinde seçime bir iç çatışmayla başladığı bilinmektedir. Böylece savaş ve iç çatışmayla birlikte türkiye toplumu hayatın her alanında dahada mağdur edilmiş ve açlıktan, yoksulluktan, işsizlikten umutsuzca sokaklarda dolaşan bir topluluk haline gelmiş durumda.

AKP iktidarı kendi siyasi görüşüne uygun sermaye sınıfını büyüterek bunlara ekonomik olarak altın çağını yaşatmıştır. İktidarın sermaye guruplarından ve kendi içinde büyüyen siyasi çatlaklık Cemaatle başlamıştır. İktidarın en yetkili yöneticileri tarafından “ne istediler de vermedik” diyebilecek kadar taviz verdiklerini açıklıyordu. Bu tavizler bile kendi içindeki muhalifleri susturmaya yetmediğini, yazılı ve görsel medyada kamuoyuna açıklıyordu. Ne yazık ki elleriyle büyütükleri bu terör örgütü (Gölen cemaati) 15 Temmuz 2016 tarihinde ülkemize bir darbe girişimde bulunmuşlardı. 20 Temmuz 2016 tarihinde ilan edilen OHAL ile birlikte peş peşe 22 KHK siyasi iktidarca çıkartılıp ve ülkem KHK’larla yönetilmeye başlamıştır. Siyasi iktidar gibi döşünmeyen muhalif tüm kesimler bu anti demokratik ve hukuksuz uygulamalardan zarar gördü ve mağdur edildi. Siyasi partilere, sendikalara, derneklere acımasızca saldırdı, İşinden uzaklaştırmalar, ihraçlar, gözaltılar tutuklama ve cezaevleri ile gözdağı vererek muhalefeti susturmaya çalıştılar.

Siyasi iktidar, bir taraftan Türkiye’nin en önemli ve karmaşık sorunu olan Kürt sorununu çözeceğini iddia ediyordu. Otuz yıldır süren ve on binlerce gencin hayatını kaybettiği çatışmalı ortama karşın, ısrarla sürdürülen çözümsüzlük politikaları, farklı üslup ve tarzda devam ediyor. Sahte söylemlerin icraatı olmaz. Olsa olsa bir hakkın inkârı olur. Kürt halkının, alevilerin ve diğer inançtan halkların özgürlük ve eşitlik mücadelesini görmemezlikten gelen iktidar,   sorunu çözmek yerine derinleştirmiştir. Asimilasyon politikaları ile ırkçılığı, dini gericiliği, tek adam yöneticiliğini körükleyen yönetim tarzının adı olsa olsa diktatörlük olur. Bu diktatörlükten kurtulmak için topyekün mücadele etmek gerekir. Ülkede barış, demokrasi ve özgürlüklerin gelişmesini ve bir arada kardeşçe yaşamı istiyorsak, yapılacak birinci öncelik özgürlüklerin önündeki engellerin kaldırılması ve inkar politikalarının son bulmasıyla ancak barış içinde yaşam, canlılık kazanır.

Emekçiler olarak, barış içerisinde bir arada yaşamı savunuyoruz. Kürt sorunu bir an önce, demokratik ve yasal usullerle çözülmeli, daha fazla kan akmasının önüne geçilmeli, şiddet bir mücadele yöntemi olmaktan çıkartılmalıdır. Artık emekçiler olarak, sorunun çözüldüğü bir ortamda, sınıfın ihtiyaçlarını öne çıkartan bir mücadele hattında yürümek istiyoruz. Silahların susması, barışın sağlanması, diğer toplumsal sorunların tartışılmasına ve sınıf mücadelesinin yükselmesine de katkı verecektir. 

Yıllardır bu topraklarda akan kanın durması ve bir arada yaşam zemininin güçlenmesi için mücadele yürüten emek ve demokrasi güçlerinin şimdi inisiyatif almalarının, barışı, toplumsal zeminlerde inşa etmelerinin zamanıdır. AKP’nin bir yandan ileri demokrasi ve özgürlüklerden söz ederken, diğer yandan da hala şiddet ve savaş dilini kullanmakta ısrar etmektedir. Siyasi iktidar egemen sınıf siyasetinin izinde yerel ve bölgesel olası planlar veya gelecekte önümüze gelebilecek diğer olasılıklar, kırk yılı aşkın bir süredir on binlerce insanımızın ölümüne sebep olan savaşın karşısında durmamıza engel olmamalıdır.  

2002 yılından bu yana devam eden AKP iktidarı, emek ve demokrasi düşmanı uygulamalarını, her geçen gün biraz daha arttırarak ve yeni hak gasplarını hayata geçirerek devam etmektedir. Son olarak OHAL uygulamalarıyla insanların yaşam hakkına bile müdahale etmektedir. İşten atmalar, özelleştirme, taşeronlaştırma, ücretli personel uygulaması, geçici süreli sözleşmeli çalıştırma, geçici mevsimlik işçi, düşük ücret politikası ve sürekli olarak emekçilerin kazanılmış haklarının gaspı gibi uygulamalarla kamu istihdamı son yıllarda önemli ölçüde daraltılmış, güvencesiz çalıştırma yaygınlaştırılmış Sendikalar işlevsiz hale getirilmiş. Bu da yetmiyormuş gibi OHAL uygulamasıyla Kamu çalışanları için Seferberlik ilan etmiş, KHK’larla insanları işinden ederek mağdur etmeye devam etmektedir. Ayrıca son günlerde kamu çalışanlarının İş Güvencesini ortadan kaldırmaya çalışan bir uygulamayla da karşı karşıya gelinmiştir.

Bugün gelinen noktada kamu hizmetlerinin alınır satılır bir mala, hizmet birimlerinin ticarethaneye, bu hizmetten yararlanması gereken yurttaşların müşteriye, kamu hizmeti sunanların ise ücretli kölelere dönüştürülmesinde önemli mesafe kaydedilmiştir. Bu sürece direnilmediği ve bu süreci boşa çıkartacak politikalar üretilmedikçe bu sürecin hayata geçirileceği bilinmelidir. Kamu yararının yerine, piyasanın ihtiyaçlarının temel alındığı bu düzende, kamu emekçilerinin istihdam biçimleri de alt üst olmuş, her türlü müdahaleye açık hale getirilmiş durumda.

Bu değişikliklerle kamu emekçilerinin 6111 sayılı Torba yasa ile daha da sınırlandırılan iş güvencesini hedef alan gelişmeler özellikle son dönemde yoğunluk kazanmıştır. AKP iktidarınca gündeme getirilen Kamu Personel Rejimi değişikliklerinin ve bu çerçevede 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda yeni düzenlemeler yapılması çalışmalarını hızlandırarak, kamu emekçilerinin sınırlandırılan iş güvencesini tamamen kaldırmayı hedeflediği bilinmektedir.

Tüm bu olumsuzluklara karşı, Konfederasyonumuz ve bileşenleri, Kamu Emekçilerinin kazanılmış en önemli hakkı olan iş güvencesini hedef alan saldırılara karşı tutumu net olmakla birlikte alanlara zayıf çıkmaktadır. Genel Kurul kararlarımızın, yetkili organlarımızın karar ve önerilerinin rehberliğinde sürdürdüğümüz mücadelemizde, iş güvencemizi hedef alan saldırılar karşısında sessiz kalmayacağımızı, hizmet üretiminden gelen gücümüzü kullanmakta tereddüt etmeyeceğimizi kamuoyuna güçlü bir ses ve onurlu bir duruşla duyurmalıyız. Başta iş güvencemiz olmak üzere kazanılmış haklarımızı ortadan kaldırmaya yönelik tüm saldırılara karşı; “herkese güvenceli istihdam” talebiyle her türlü eylemi hayata geçireceğimiz ve mücadelemizi yükseltmek için taban çalışmasının daha sık yapılası gerektiği ve başka çıkar yolun olmadığını da görmeliyiz. Sahte yandaş sendikanın entrika ve kapalı kapılar ardında iktidarın bir şubesi gibi çalışarak, Kamu Emekçilerini satış belgesi olarak imzaladığı Toplu Sözleşmesini boşa çıkarmalıyız. Grevli ve gerçek Toplu Sözleşme, Güvenceli İstihdam, İnsanca Yaşayacak Temel Ücret, Baskı-Ceza, haksız ve hukuksuz işten atmalar ve Sürgünlerin Durdurulması, Ek Ödemelerin Emekliliğe Yansıtılması gibi talepleri güncelleştirip alanlara çıkarak hem siyasal iktidarın emek düşmanı politikalarını, hem de yandaş sendikanın kamu emekçilerinin temsilcisi olamayacağını göstermeliyiz.

               Kamu kurumlarında saldırılar gün geçtikçe daha da artmış ve hatta görünmez bir el tüm üyeleri tehdit eder hale gelmiştir. AKP, tüm muhaliflere karşı büyük bir baskı ve sindirme politikası uygulamaktadır. İktidar gücünü kullanarak adeta darbe dönemlerinde olduğu gibi toplumu sindirmiş, sinmeyenleri de yargıda sağladığı tahakkümle cezaevlerine atmaktan ve işinden etmekten geri durmamıştır. KESK’i, dün olduğu gibi, bugün de baskıyla sindiremeyecekler ve elbette mücadelenin daha da güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda dayanışmayı daha da güçlendirerek, inancımızı bileyerek, kararlılığımızı göstererek, mücadeleyi büyütmek zorundayız. Öncelikle üye ve çalışanların sorunlarına çözüm üretmekten, işverenden hak almaktan başlayarak, emekçiler için yaşanılası bir dünya kurma mücadelesini güçlendirmeliyiz.   

Demokrasi, barış ve özgürlükler alanında ancak örgütlü mücadele ile yeni mevziler kazanılabilir. Sınıf bilincinin olmadığı bir ülkede sağ politikaların hâkimiyeti mümkündür. Sosyal politikalar ve toplumsal örgütlenme yoksa iktidara gelmekte yok. Yönetenler durmadan yeni Yasalar çıkarıyorlar. Bu Yasalar sorunlarımızın çözümü için değil, haklarımızın gasp edilmesi için çıkarılıyor. Öncelikle yanılgılardan kurtulmalıyız. Güçlenmenin yolu; doğru ve ortak zeminlerde örgütlenerek sendikalarımızı daha da büyütmektir.

    Emekçileri insanca yaşayacak koşullarda değil, yoksulluk ve güvencesizlikte eşitlemek isteyen düzenlemelerle taşeronluk sistemi ve sözleşmeli çalıştırma temel istihdam biçimi olmuş ve toplu sözleşmelerden yararlanan emekçi sayısı hızla düşmüştür. Örgütlenmenin önündeki kısıtlamalar kaldırılmadığı gibi sendikal hak ihlallerinde ciddi artışlar yaşanmaktadır. Kıdem tazminatı, iş güvencesi ve emekli ikramiyelerini ortadan kaldırmayı hedefleyen bir düzenlemeyle birlikte emekçilerin talep ve ihtiyaçları doğrultusunda değil, siyasal iktidarın ve sermayenin talepleri doğrultusunda bir çalışma yaşamının inşa edildiği çok açıktır.

Önümüzdeki KESK Genel Kurul sürecinde, güçlü bir mücadele hattının örülmesi için demokratik, katılımcı, birleştirici ve bütün siyasi anlayışları kapsayan bir yapının oluşması hem ihtiyaç hem de önemlidir.

Sendikalarımız, bütünsellik içerisinde güçlü bir şekilde aşağıdaki taleplerle alanlara inerek taleplerini hep birlikte dile getirmelidir.

  • GREV’li Toplu sözleşmeli hakkımızı kullanarak,
  • En düşük kamu çalışanı ücreti günün koşullarına göre yeniden tespit edilmeli,
  • Ek ödemeler Emekliliğe yansıtılmalı,
  • Kamuda çalışan tüm emekçiler kadrolu hale getirilmeli,
  • Kamuda siyasi kadrolaşmanın önüne geçilmeli,
  • Kamuda esnek, kuralsız, taşeron ve güvencesiz çalışma kaldırılmalı,
  • Kamu çalışanlarının önündeki siyaset yasağı kaldırılmalı.
  • Üye ve yöneticimize dönük, sürgün, baskı, idari ve adli soruşturmalara, toplumsal muhalefete tüm baskılara karşı örgütlü ve güçlü bir şekilde durmalı,
  • Gerek ülkemizde gerek başta Suriye'de olmak üzere Ortadoğu'da yaşatılmak istenen savaş politikalarına karşı eşit, özgür, bağımsız ve barış içinde bir ülke talebiyle antiemperyalist mücadelenin yükseltilmesine katkı konulmalı,

 

 


 

 

 

KISACA, İŞKOLUMUZ VE SORUNLAR

 

             Sendikamız Yapı-Yol Sen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İlbank A.Ş. Karayolları Genel Müdürlüğü, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Başbakanlığa bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı ve Toplu Konut İdaresi Başkanlığında örgütlü bulunmaktadır. 

            Bugüne kadar kalkınmanın dinamosu olan kurumlar ya özelleştirilerek ya da yeniden yapılandırma adı altında tasfiye edilmektedir. AKP iktidarının 15 yıllık döneminde tüm Kamu kurumlarında olduğu gibi Sendikamız Yapı-Yol Sen’nin örgütlü olduğu işkolunda da yapılan saldırı yasaları, Kanun Hükmünde Kararnamelerle ve Torba Yasalarıyla çalışanlara her türlü baskı ve anti demokratik uygulamalar uygulanarak örgütlenme özgürlüğünü engellemiştir. Bu da yetmezmiş gibi kazanılmış haklarımızı da gasp etmeye devam etmektedir.

            İktidarın idarecileri tarafından işyerlerinde özellikle Sendikamız üyelerine akla gelmeyen baskı ve mobing uygulanarak üyelerimizi mücadeleden uzak tutmaya ve geri adım atmalarını sağlamak için tüm anti demokratik uygulamalırını devreye koydular. 20 Temmuz 2016 OHAL ilanıyla birlikte tüm kamuda olduğu gibi sendikamız iş kolunda da çalışanların yaşam hakkına müdahale edilerek, Yüksek Disiplin Kurulu marifeti veya KHK’larla işten atmaların başladığı ve her türlü yıldırma politikalarının devreye konulduğu ağır saldırı dönemini hep birlikte yaşıyor ve görüyoruz.

Türkiye’de kamu çalışanlarının sorunları gün geçtikçe çoğalmaktadır. Çünkü Özelleştirme ve Taşaronlaştırma gün geçtikçe hız kazanmıştır. Bu nedenle tüm kamu kurumlarında olduğu gibi Sendikamızın örgütlü olduğu iş kolunda da her bir iş yerimiz kendi öznelinde çeşitli sorunları yaşamakta ve bu sorunları hepimiz yaşıyor ve görüyoruz. Bu nedenle çok ayrıntılara girmeden her iş yerimizin sorunlarını tek tek değerlendirmekte fayda görmüyoruz.

            Bilindiği üzere, Sendikamızın örgütlü olduğu işkolu yatırımcı bir işkolu olması nedeniyle yurttaşlarına şeffaf, nitelikli ve eşit hizmet yapmakla sorumludur. Ülkenin metropol ve yerellerinde alt üst yatırımlara yol açacak her türlü teknik ve bilimsel yatırımların yapılması, insanca yaşam için gerekli alt ve üst planların yapılmasını, başta konut sorunu olmak üzere, otoyol ve köprülerin yapımı, doğa-çevre ve ekolojik dengenin korunması, Afet ve sel felaketlerine karşı arama-kurtarma hizmeti, insani yardımlar, tapu ve kadastral hizmetleri, imar planları, tüm yerel yönetimlerine teknik ve kaynak yardımlarının sağlanması, insanca yaşam için temel hizmetlerin yapılması bu işkolunun görevleri arasında yer almaktadır. Tabi tüm bu hizmetlerin yapılması için de yetişmiş kamu çalışanına ihtiyaç vardır. Ancak söz konusu işkolu, çalışanları arasında liyakat uygulaması bulunmamaktadır. Ayrıca yapmakla sorumlu olduğu hizmetler açısından bakıldığında ise; iktidarın temel ilkelerinden olan “Devlet Tuccar, Yurttaş Müşteri” mantığıyla uygulamalar devam etmektedir. Yukarıda saydığımız hizmetler kamu kurumu ve kamu çalışanı eliyle yapılması gereken hizmetlerin tamamı ihale edilmiş, hizmet alımı yoluyla yapılmakta, dolayısıyla kar hırsı nedenle tüm hizmetler paralı ve pahalı, niteliksiz bir şekilde yapılmaya devam etmektedir.

İşkolumuzun tamamında yaşanan sorunları kısaca şöyle özetleyebiliriz. Söz konusu bu kurumlarda ağırlıklı olarak, Teknik Hizmetler Sınıfında bulunan personelin sayısal olarak çoğunlukta olduğu bilinmektedir. Siyasi iktidar kamu kurumlarında yeni yapılanma adı altında çeşitli istihdam biçimini yarattı. Eşit ünvana sahip; Mühendis/Mimar/Şehir Plancısı/Biyolog ve Kimyager kadrosundaki çalışanlar, Uzman kadrosundaki bir teknik personelden çok daha az maaş almaktadır.  Eşit işe eşit ücret algısıyla çıkarılan 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uygulamada tam bir adaletsizlik yaratmış, hem Genel İdari hem de Teknik Hizmetler kadrosundaki tüm kamu çalışanlarını mağdur etmiştir.

  Kamu hizmetlerini doğrudan devlet kurumları ve kamu personeli eliyle değil, özel sektöre devir yoluyla gördürebileceğini hedefleyen iktidar, çalışanların birçok kazanılmış hakkı, çalışma yaşamının standardını belirleyen kuralları ortadan kaldırarak, özlük hakları işveren veya işverenin temsilcisinin insafına bırakılmış ve bu uygulamalar çalışanlar arasındaki birlik, dayanışma ve iş barışını bozmuş durumda.  

Genel İdari Hizmetler ve Teknik Hizmetler sınıfındaki çalışanların ekonomik, özlük ve sosyal hakları hükümetin yeni düzenlemeleriyle kırpmaya devam etmektedirler. Öncelikli sorunlar; hukuk dışı uygulamalar, Geçici Görevlendirme, Rotasyon, Tayin, Seyyar Görev ve Özel Hizmet Tazminatı, lojman, kreş ve personel yetersizliği gibi ortak sorular Kurum çalışanlarını ekonomik, özlük ve sosyal haklardan mahrum bırakmaktadır.   

  Ayrıca yıllar önce olduğu gibi kurumlar arası ücret adaletsizliği de devam etmektedir. Bu sorunların giderilmesi için öncelikle, işkolumuzun işvereniyle Toplu Sözleşme yapılması ve ancak Toplu Sözleşme ile sorunların çözümünün mümkün olacığına inanıyoruz.